Atatürk'ü anlamak/ Şapka kanunu
Atatürk’ün şapka ve benzeri kanunları, bir kumaş meselesi değildi. O kumaşın altındaki baş meselesiydi. Çünkü o günlerde bu topraklarda asıl sorun ne yoksulluktu ne de cehalet; asıl sorun, kutsallaştırılmış alışkanlıkların düşünmenin önüne geçmesiydi. İnsanlar, neyi neden yaptığını bilmeden yaşıyor; bir biçimi, bir sembolü, bir kalıbı hakikatin yerine koyuyordu. Şapka Kanunu, bu yüzden bir “şapka” kanunu değildi. O, itaatin biçime değil akla yöneltilmesi çağrısıydı. Atatürk şunu çok iyi biliyordu: Bir toplumun başı değişmeden zihni değişmez. Zihni değişmeden ahlâkı dönüşmez. Ahlâkı dönüşmeden de ne adalet kurulur ne üretim ne de onur. Bu yüzden kıyafete dokundu. Çünkü kıyafet, insanın dünyaya verdiği ilk cevaptır. Ve o cevap yüzyıllardır şunu söylüyordu: “Ben düşünmüyorum, bana öğretileni taşıyorum.” Atatürk bu cevabı kabul etmedi. Aynı tavrı fabrikalarda da gördük. Çünkü o, bağımsızlığın yalnızca sınırlarla değil, tezgâhlarla, makinelerle, üretimle kazanıldığını biliyordu. Silahl...