Kur-an'ı anlamak mümkün? Okumak?
İnsan, çoğu zaman hakikati görmek istemez, çünkü gördüğü an sorumluluk başlar. Bu yüzden “tesadüf” kelimesi, modern insanın en büyük sığınağıdır. Anlamlandıramadığı her şeyi onun içine atar ve rahatlar. Oysa tesadüf, cehaletin süslü isminden başka bir şey değildir.
Düşün…
Cansız moleküller, belirli bir düzende, belirli bir zamanda, belirli koşullar altında bir araya geliyor. Sadece bir araya gelmekle kalmıyor, kendini kopyalayabilen bir yapıya dönüşüyor. Bu yapı mutasyona uğruyor, evriliyor, uyum sağlıyor. Ve sonunda, düşünen, sorgulayan, kendi varlığını tartışan bir varlık ortaya çıkıyor.
Bu sürecin her bir adımı, ayrı ayrı incelendiğinde bile akıl almaz bir hassasiyet içerir. Bir proteinin doğru şekilde katlanması bile milyarlarca ihtimal arasından tek bir doğruyu bulmasıdır. Bir DNA zincirinin hatasız şekilde kopyalanması, kör bir rastlantının değil, düzenin eseridir.
Şimdi kendine şu soruyu sor:
Bu kadar hassas bir düzen, gerçekten düzensizliğin ürünü olabilir mi?
Kur’an, bu noktada doğrudan “bilim kitabı” gibi konuşmaz, ama insanı bilimin vardığı kapıya götürür ve orada düşünmeye zorlar. “İnsan, neden yaratıldığına bir bakmaz mı?”
Bu bir cevap değil, bir meydan okumadır.
İnsanın yaratılışına baktığında, basit bir sıvıdan başlayan bir sürecin, aşama aşama kusursuz bir organizmaya dönüştüğünü görürsün. Embriyonun gelişim evreleri, modern biyolojinin ancak yüzyıllar sonra detaylandırabildiği bir süreci işaret eder. Ama Kur’an bunu teknik terimlerle değil, herkesin anlayacağı bir sadelikle anlatır. Çünkü amaç bilgi vermek değil, farkındalık uyandırmaktır.
Gökyüzüne bak…
Evren, kaotik bir patlamanın ardından kendi kendine düzen kurmuş gibi anlatılır. Oysa fizik yasaları, sabitler, çekim dengeleri… Hepsi öyle hassas ayarlanmıştır ki, en ufak bir sapma, ne yıldız bırakırdı ne de hayat.
Kur’an bu gerçeği tek bir cümleyle özetler, “Biz göğü kudretle bina ettik ve onu genişletmekteyiz.”
Bugün evrenin genişlediğini biliyoruz. Ama asıl mesele şu, bu genişleme rastgele mi, yoksa bir düzenin parçası mı?
Yeryüzüne bak…
Dağlar sadece taş yığınları değildir. Yerkabuğunu dengeleyen kökleriyle adeta birer kazık gibi sabitlenmiştir. Modern jeoloji bunu açıklar. Kur’an ise yüzyıllar önce şu ifadeyi kullanır. “Yeryüzüne, sizi sarsmasın diye dağlar yerleştirdik.”
Bu bir jeoloji kitabı dili değildir. Ama işaret ettiği şey, bilimsel bir gerçeğin ta kendisidir.
Suyun döngüsüne bak…
Buharlaşır, yükselir, yoğunlaşır ve yağmur olarak geri döner. Bu döngü, yaşamın temelidir. Kur’an bunu anlatırken sadece fiziksel süreci değil, düzenin sürekliliğini de hatırlatır. Çünkü mesele yağmurun nasıl yağdığı değil, neden her seferinde aynı düzenle yağdığıdır.
En çarpıcısı ise insan zihni…
Milyarlarca nöron, elektriksel ve kimyasal sinyallerle iletişim kurar. Düşünceler, duygular, hatıralar… Hepsi bu karmaşık ağın ürünüdür. Ama hiçbir bilim insanı, “bilincin” tam olarak ne olduğunu açıklayamaz. Maddeyi açıklarsın ama anlamı açıklayamazsın.
Kur’an burada farklı bir kapı açar, “Size ruhtan sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir.”
Yani her şey ölçülebilir değildir. Her gerçek, mikroskop altında görülmez.
Bilim, “nasıl” sorusunu sorar.
Vahiy ise “neden” sorusunu.
Bu iki soru arasında sıkışma, eğer sadece bilime bakarsan, mekanik bir evrende kaybolursun.
Eğer sadece inanca sığınırsan, sorgulamayı kaybedersin.
Ama ikisini birlikte okursan, bir düzen görürsün ve o düzen, sana şunu fısıldar, bu evren, sahipsiz değil!
İnsan çoğu zaman parçaya bakar ve bütünü kaçırır. Bir hücreyi inceler ama o hücrenin içinde işleyen düzenin kaynağını sorgulamaz.
Kur’an yine işaret eder, “Her şeyi bir ölçü ile yarattık.”
Bu cümle basit gibi görünür ama içinde bütün evreni taşır. Çünkü “ölçü” dediğin şey, bilimin başka bir dilde söylediği “sabitler”dir. Kütle çekim sabiti, ışık hızı gibi... Bunlardan biri bile farklı olsaydı, ne yıldızlar oluşurdu ne atomlar kararlı kalırdı ne de hayat mümkün olurdu.
Şimdi düşün:
Bu kadar hassas ayar, kör bir sürecin ürünü olabilir mi?
Gök ile yer arasındaki dengeye bak. Atmosferin kalınlığı, oksijen oranı, manyetik alanın koruyuculuğu… Güneş’e olan mesafe… Dünya biraz daha yakın olsa kavrulurdu, biraz daha uzak olsa donardı. Bu, rastgeleliğin değil bilinçli bir ayarın izidir.
Kur’an bunu teknik tablolarla anlatmaz. Tek bir soru sorar, “Gökleri direksiz yükselten kim?”
İnsan bu soruyu hafife alır. Çünkü cevabın ağırlığını taşımak istemez.
Gece ve gündüzün dönüşüne bak…
Dünya döner, zaman akar, biyolojik saatler kusursuz işler. Uyku bile bir ihtiyaç değil, bir sistemin parçasıdır. Kur’an şöyle der, “Geceyi örtü, uykuyu dinlenme, gündüzü çalışma zamanı kıldık.”
Bu sadece bir yaşam tavsiyesi değildir. Bu, insanın biyolojik ritmiyle evrenin hareketi arasındaki uyumu anlatır.
Bir de suya bak…
İki farklı deniz, birbirine karışmadan yan yana durur. Tuz oranları farklı, yoğunlukları farklı ama aralarında görünmez bir sınır vardır. Kur’an bunu şöyle ifade eder, “İki denizi salıverdi, aralarında bir engel vardır, birbirine geçmezler.”
Bugün okyanus bilimleri bunu “haloklin” gibi kavramlarla açıklar. Ama asıl mesele şu!
Bu sınırı kim koydu?
Toprağa bak…
Aynı suyla sulanan bitkiler, birbirinden tamamen farklı tatlar üretir. Aynı elementler, farklı meyvelerde bambaşka lezzetlere dönüşür. Kur’an bunu hatırlatır, “Aynı su ile sulandığı hâlde, ürünlerin bir kısmını diğerine üstün kılıyoruz.”
Bu, kimyanın ötesinde bir seçiciliğe işaret eder.
Ve yine insan…
“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.”
Bu, sadece fiziksel bir güzellik değildir. İnsanın aklı, vicdanı, iradesi… Hepsi bir arada düşünülmelidir. Çünkü insan, sadece yaşayan bir varlık değil, anlam arayan bir varlıktır.
Şimdi bütün bu işaretleri birleştir.
Ortaya nasıl bir yaratıcı çıkar?
Kör bir güç mü?
Duyarsız bir enerji mi?
Yoksa bilen, ölçen, gözeten bir irade mi?
Eğer evrende ölçü varsa, o ölçüyü koyan bir bilinç olmalıdır.
Eğer düzen varsa, o düzeni kuran bir irade olmalıdır.
Eğer anlam varsa, o anlamı veren bir kaynak olmalıdır.
Bu noktada yaratıcıyı tarif etmek zorundasın.
Bu yaratıcı, rastgele iş yapmaz. Çünkü evrende rastgelelik değil, düzen var, bilgisiz olamaz, çünkü en küçük yapıda bile akıl almaz bir bilgi işlenmiş, güçsüz olamaz, çünkü galaksilerden atomlara kadar her şeyi ayakta tutan bir kudret var.
Zamandan bağımsız olmalıdır. Çünkü zamanı yaratan, zamanın içinde olamaz!
Mekândan bağımsız olmalıdır. Çünkü mekânı var eden, mekâna sığamaz!
Bu yaratıcı, sadece başlatan değil devam ettirendir.
Çünkü evren bir kez kurulup kendi hâline bırakılmış bir makine gibi davranmaz. Her an yeniden düzenlenir, her an dengede tutulur. Bir atomun içindeki denge bile sürekli korunur.
Kur’an bunu tek bir ifadeyle anlatır, “Her an bir iştedir.”
Yani yaratılış, geçmişte olmuş bitmiş bir olay değildir. Şu an devam eden bir hakikattir.
Şimdi kendine son bir soru sor!
Eğer bu kadar kusursuz bir sistemin arkasında bir irade varsa, bu irade seni görmez mi?
Seni bilmez mi?
Seni hesaba katmaz mı?
İnsan, evrenin ortasında küçük olabilir. Ama anlamsız değildir.
Bu düzenin içinde yaşayıp, bu düzenin sahibini görmezden gelmek. Hakikat, çoğu zaman gözümüzün önündedir. Ama onu görmek için sadece bakmak yetmez.
Görmek gerekir.
Bak galaksimizdeki diğer gezegenlere, en güzel örnek değiller mi? Akıl etmez misiniz, üzerine durup düşünmez misiniz? Yaşam burada var onlarda yok, kimi kavruk, kimi donmuş, çoğu stabil yalnızca varlar, güneş ile olan mesafelerine bir bak! Öylece fütursuzca ve bilinçsizce iman etme O bundan çok büyük ve çok daha fazla övgüye layık.
Bak şu doğanın çeşitliliğine, yaratılmış diğer tüm varlıklara ve onların özelliklerine, taşın, toprağın, madenlerin çeşitliliğine, insanların nasıl çeşit çeşit olduğuna bir bak, senden öncekilerde Tanrıyı biliyordu çünkü ilk düşünen anlam arayan ilk seçilmiş olandı, onlardan sonra peygamberler gelmedi mi sanıyorsun?
Hepsi öylece medeniydi ve hiç ihtiyaçları olmadı mı sanıyorsun? Herkese geldiler, kapı kapı dolaştılar, anlattılar, O lütfetti ve yalnızca iyi olmamızı istedi, iyi olabilseydik daimi mutluluğu kaçırmazdık, Kur'an bunlardan bahseder mi? Sundukları yetmez mi? O sana klavuz olmuş bir kitap, seni sana anlatan ve görevlerini hatırlatan bir kitap. İyi ol, mütevazi ol, saygılı ol, âhlaklı ol, paylaş, istişare et, düşün, akıl et.
Hiç düşünmez misin? Düşüncelerinde boğuluyorsan aç bir oku hangi dili konuşuyor ve biliyorsan, oku. Dilinde oku.
Diğer kitaplarıda oku, insanı insana anlatan detaylandırılmış nice kitaplar var, bir bakıma hepsi ona hizmet eder, psikoloji, sosyoloji, felsefe, hepsinin birer amacı vardır ve hepsi insana hizmet eder, düşünmek için, anlamak, anlamlandırmak, tanımak için, dirilikten yoksun kalmamak için, bunları bildiğinde kendi başına çok daha iyi kavrayıp anlayacaksın ve coşacaksın, aklın uçup gidecek tüm bunların karşısında işte o zaman korkun yerini tatlı bir korkuya, huzur, güven ama daha çok sevgiye bırakacak...
Yasin Suresi
Güneş de kendisi için belirlenmiş bir yörüngede akıp gitmektedir.
Ay için de birtakım menziller (evreler) tayin ettik. Nihayet o, eğri hurma dalı gibi (incelip küçülerek) eski haline döner.
Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedir.
Enbiya Suresi
Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
Yunus Suresi
Güneşi bir ışık, ayı bir nur yapan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir eden O’dur.
Mülk Suresi
O, birbiriyle uyumlu yedi göğü yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir düzensizlik göremezsin. Gözünü çevir de bak, bir çatlak görebiliyor musun?
Nuh Suresi
Görmediniz mi Allah yedi göğü tabaka tabaka nasıl yaratmıştır? Ve ayı onların içinde bir nur, güneşi de bir kandil yapmıştır.
Talak Suresi
Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yaratandır. Emir bunlar arasında iner durur…
Enbiya Suresi
Göklerle yer bitişikken onları ayırdığımızı inkâr edenler görmez mi? Ve her canlı şeyi sudan yarattık.
Zariyat Suresi
Göğü kudretimizle kurduk ve şüphesiz biz onu genişletmekteyiz.
Müminun Suresi
Andolsun, insanı süzülmüş bir çamurdan yarattık.
Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe yaptık.
Sonra nutfeyi alaka (asılıp tutunan şey) yaptık.
Sonra alakayı mudğa (çiğnenmiş et parçası) yaptık.
Sonra o et parçasını kemiklere çevirdik, kemiklere de et giydirdik.
Sonra onu bambaşka bir yaratık olarak inşa ettik…
Hac Suresi
Sizi önce topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan, sonra biçimlenmiş ve biçimlenmemiş bir et parçasından yarattık…
Tarık Suresi
İnsan, atılan bir sudan yaratıldı. O su, bel ile göğüs kafesi arasından çıkar.
İnsan, basit bir sıvıdan başlar
Ama o sıvı, bedenin merkezi ve hayati bölgelerinden gelir, yani gelişigüzel değil, sistemli bir üretimin sonucudur
İnsan, kendini zirvede zanneder. Oysa başlangıcı bir damladır. Ama o damla bile rastgele değildir, bedenin en derin, en korunaklı yerlerinden süzülerek gelir. Tesadüf, bu kadar planlı akmaz.
Bence idrak edebilenler için Kur'an yeter.
Rad Suresi
Şüphesiz ki Allah, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez. Allah bir kavim hakkında kötülük diledi mi, artık onu geri çevirecek yoktur. Onların O’ndan başka bir yardımcıları da yoktur.”
Hicr suresi
“Rüzgârları aşılayıcı (dölleyici) olarak gönderdik…”
Rüzgar ile taşınan polenler...
Enbiya Suresi
Biz gökyüzünü koruyucu bir tavan yaptık.
Güneşten gelen zararlı maddelere karşı bu tavan bizi koruyor, manyetik alan.
Değişim dışarıdan değil, içeriden başlar toplumun kaderi, bireyin iradesine bağlıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder