Zaten düzelmez manipülasyonu
Zaten düzelmez manipülasyonu
Kriz, modern iktidarın en sadık müttefikidir. Çünkü kriz, yalnızca ekonomik göstergelerin bozulması değildir; bilinçlerin daraltılması, zaman algısının kırılması ve insanın gelecekle kurduğu bağın koparılmasıdır. İnsan yarını göremez hâle geldiğinde, bugünün zalimliğini sorgulamaz. Açlık, belirsizlik ve korku; düşüncenin önüne çekilmiş üç ağır perdedir. Bu perdelerin arkasında ise iktidar, görünmez ama dokunulmaz bir konumda bekler.
Ekonomik krizler çoğu zaman bir başarısızlık değil, ustalıkla yönetilen bir anlatıdır. Çünkü çözülmeyen kriz, iktidarı yıpratmaz; aksine onu vazgeçilmez kılar. İnsan, yıkıntının ortasında kurtarıcı arar. Oysa iktidar, çoğu zaman yangını söndürmekten çok, ateşin etrafına bariyer çekmeyi tercih eder. Yangın sürsün isterz, yeter ki kontrol altında olsun. Çünkü sürekli kriz hâli, halkı taleplerinden arındırır; özgürlük, adalet ve erdem gibi kavramlar yerini “istikrar” denilen muğlak bir put’a bırakır.
Bu noktada suçlular sahneye çıkar. Dış güçler, görünmez lobiler, küresel planlar… Tanımı net olmayan ama duygusal etkisi güçlü düşmanlar. İktidar, kendi sorumluluğunu soyut bir kötülüğe devreder. Böylece hesap sorulamaz hâle gelir. Çünkü insan, erişemediği düşmandan hesap soramaz. Burada felsefi bir kırılma yaşanır: Nedensellik yerini mitolojiye bırakır. Akıl geri çekilir, inanç konuşur. Ve inanç, sorgulamaz.
Sürekli kriz içinde yaşayan toplum zamanla yorulur. Bu yorgunluk, fiziksel değil ontolojiktir. İnsan yalnızca bedenini değil, umut etme yetisini kaybeder. “Zaten düzelmez” cümlesi, iktidarın en büyük başarısıdır. Çünkü bu cümle kurulduğu anda, direniş değil, kabulleniş başlar. İktidar artık baskı kurmak zorunda değildir; birey kendi üzerine çöker. Foucault’nun dediği gibi, iktidar en etkili hâlini, görünmediği anda alır.
Ve böylece kriz, geçici bir sapma olmaktan çıkar; kalıcı bir yönetim biçimine dönüşür. Çözümsüzlük bilinçli hâle gelir. Çünkü çözüm, hesap vermeyi gerektirir. Oysa anlatı, yalnızca sadakat ister. İktidar burada ahlaki bir eşik aşar: Sorunu çözmek yerine, sorunu anlatmayı seçer. Gerçekliğin yerini söylem alır. Hakikat, istatistiklerde değil, kürsülerde üretilir.
Ancak her sistem gibi bu da kendi çelişkisini taşır. Kriz, bir noktadan sonra korku üretmeyi bırakır; öfke üretmeye başlar. Korku bireyi küçültür, öfke ise onu uyandırır. İşte iktidarın en çok korktuğu an burasıdır. Çünkü öfke, hikâye dinlemez. Öfke, sebep sorar. Ve sebep sorulan yerde, mitler çöker.
Kriz, ya toplumun erdemini sınayan bir eşiktir ya da iktidarın maskesini düşüren bir ayna. Hangisi olacağını belirleyen şey, krizin kendisi değil, ona verilen tepkidir. Çünkü gerçek soru şudur: İktidar sorunu gerçekten çözmek mi istiyor, yoksa yalnızca onun hikâyesini mi anlatıyor?
Yorumlar
Yorum Gönder